Ben çocukken “Blue” isimli boyband denen müzik grubuna hayrandım. İçlerinden bir adamı kendime yamayıp sıralara kalpler çizerek büyüdüm. Bundan şikayetçi de değilim ama içinde bulunduğumuz zaman diliminde öyle çocuklar var ki yanlış kişilere veya doğru adamlara yanlış şekilde hayran oluyorlar.
Geçenlerde kitap fuarına gittim; yazarlar, çizerler, söyleşiler,kitaplar falan. Her şey normal gözüküyordu ilk bakışta, sonra fark ettim ki yazarlar, çizerler içlerine içlerine ağlıyorlar. Adamların hayran kitlesi görüntü itibariyle 13-17 yaş aralığı. Okumayı öğrenen gelmiş gibi. Öyle de bir eğreti duruyor ki ellerinde kitaplar, karikatürler falan görmeyin gitsin. Bazı yazarlar da layığını buluyorlar bunun yanında.
Misal; Umut Sarıkaya masasına gelen kızlar sonra koşarak Canan Tan masasına, “Umut da çok çirkin bir adam ya hiç yakışıklı değil. Üf üzüldüm resmen. Nasıl okuyacağım bir daha onu bilemiyorum” feryatlarıyla gidiyorlar. Canan Tan’dan ayrılırken de “… kitabındaki sevgili,aşk,erkek,kız… aah ah! Kadın harika yazmış yaa!” şeklinde duygusallaşıyorlar.
Böyleleri okuyorsa artık mesleği bırakayım diyen yok; çünkü böyleleri oldukça para kazanıyorlar. Bırakmasınlar elbet. (C.Tan bırakabilir. Bıraksın. Geç bile kaldı. Ölsün falan bence)
-İmza gününde olmasını dilediğim bazı yazarların ölmüş olması ne kadar acı bir şey hem.
He işte şey, demem o ki ben çocukken Blue dinlerdim, hayrandım da bunun onlara burun kıvırtacak, alın kırıştırtacak bir yanı yoktu. Dışardan biri görse Blue adına üzülmezdi de çünkü adamlar o zaman anca bana göre müzik yapabiliyorlardı. Şimdi bu zamanın çocukları boylarını aşan şeyler okuyup dinliyorlar ve bokunu çıkarıyorlar. Bazı yazarların henüz çocuklar tarafından keşfedilmemiş da olması büyük gurur.